Ecevit'ten sonra kim başbakan oldu ?

Bengu

New member
[HEADING=1]Ecevit'ten Sonra Kim Başbakan Oldu? Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye'nin Siyasi Dönüşümü[/HEADING]
Giriş: Bir başbakan değişikliğinden çok daha fazlası

Türkiye siyasetini takip edenlerin hafızasında 2001 ekonomik krizi, koalisyon tartışmaları ve 2002 genel seçimleri önemli bir yer tutuyor. O dönemi yaşayanlar için mesele yalnızca hangi partinin iktidara geldiği değildi; işsizlik, hayat pahalılığı, bankacılık krizi, siyasi güven ve gelecek beklentileri de gündelik hayatın merkezindeydi. Bugün geriye dönüp baktığımızda ise şu soru hâlâ önemini koruyor: Bülent Ecevit'ten sonra kim başbakan oldu ve bu değişim Türkiye'yi nasıl etkiledi?

Kısa cevap şu: Bülent Ecevit'in başbakanlığının ardından, 16 Kasım 2002'de Abdullah Gül başbakanlık görevine atandı. Gül, 18 Kasım'da 58. Hükûmeti kurdu. Recep Tayyip Erdoğan ise 14 Mart 2003'te başbakan oldu ve 2002 seçimlerinde iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) lideri olarak sonraki yıllarda Türkiye siyasetinin en belirleyici isimlerinden biri hâline geldi. Bu kronoloji, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Abdullah Gül biyografisinde de yer alıyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı+1

Ancak bu süreci yalnızca isimleri ve tarihleri sıralayarak anlamak mümkün değil. Ecevit döneminin sona ermesi, Türkiye'de eski siyasi dengelerin çözülmesini ve yeni bir iktidar döneminin başlamasını temsil ediyordu. Ekonomik göstergeler, seçmen davranışları, toplumsal beklentiler ve siyasal temsil tartışmaları birlikte değerlendirildiğinde çok daha kapsamlı bir tablo ortaya çıkıyor.

Bu forum yazısında hem sayısal verileri hem de insanların gündelik hayatlarında hissettikleri değişimleri ele alalım. Sizce 2002'deki siyasi dönüşümü asıl belirleyen ekonomik kriz miydi, yoksa toplumun siyasetçilere duyduğu güvenin sarsılması mı?

1. Bülent Ecevit neden başbakanlıktan ayrıldı?

Bülent Ecevit, 1999 genel seçimlerinin ardından DSP, MHP ve ANAP'ın oluşturduğu koalisyon hükûmetinin başbakanı olmuştu. Ancak bu hükûmetin son döneminde ekonomik sorunlar, siyasi anlaşmazlıklar ve yönetim istikrarına ilişkin tartışmalar giderek ağırlaştı.

Şubat 2001 ekonomik krizi, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ciddi finansal sarsıntılardan biriydi. Türk lirası büyük ölçüde değer kaybetti, faizler olağanüstü seviyelere çıktı ve bankacılık sisteminde ciddi sorunlar yaşandı. Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ekonomisinin 2001'de yaklaşık yüzde 10 daraldığını ve kamu borcunun millî gelire oranının keskin biçimde yükseldiğini belirtiyor. Uluslararası Para Fonu+1

Bu tabloyu değerlendirirken önemli bir ayrıntıyı unutmamak gerekiyor: Krizin bütün sorumluluğunu yalnızca Ecevit'e yüklemek, Türkiye ekonomisinin uzun yıllara yayılan yapısal sorunlarını göz ardı etmek olur. Yüksek enflasyon, kırılgan bankacılık sistemi, kamu maliyesindeki sorunlar ve siyasi belirsizlikler bir araya gelmişti.

2002 yılında Ecevit'in sağlık sorunları da siyasi gündemin önemli başlıklarından biri hâline geldi. Hükûmet içindeki istifalar ve koalisyonun parlamentodaki desteğinin zayıflaması, erken seçim sürecini hızlandırdı. TBMM kayıtlarına göre 3 Kasım 2002'de yapılan seçimlerde DSP yalnızca yüzde 1,22 oy alabildi ve Meclis dışında kaldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi+1

Burada tartışılması gereken nokta şu: Seçmenler yalnızca ekonomik krize mi tepki gösterdi, yoksa mevcut siyasi partilerin sorunları çözebileceğine dair inançlarını da mı kaybetti?

Bana göre ikinci unsur en az ekonomik kriz kadar önemliydi. Çünkü seçmen davranışları, yalnızca o günkü gelir durumuyla değil, gelecekte daha iyi koşullara ulaşma beklentisiyle de şekillenir. İnsanlar mevcut yönetimin sorunları çözemeyeceğine inandığında, daha önce destekledikleri siyasi geleneklerden uzaklaşabilir.

2. Abdullah Gül mü, Recep Tayyip Erdoğan mı? Başbakanlık sıralaması nasıl gelişti?

Bu konuda sıkça karıştırılan iki isim Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan'dır. Olayların kronolojisini doğru bilmek, dönemin siyasi anlamını kavramak açısından önemlidir.

- Bülent Ecevit: 1999 seçimlerinden sonra kurulan koalisyon hükûmetinin başbakanıydı.

- Abdullah Gül: 16 Kasım 2002'de başbakanlığa atandı ve 18 Kasım'da 58. Hükûmeti kurdu.

- Recep Tayyip Erdoğan: 14 Mart 2003'te başbakanlık görevini devraldı.

Bu tarihler, Dışişleri Bakanlığının Abdullah Gül biyografisinde açıkça belirtilmektedir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı+1

Peki, neden seçimlerin ardından doğrudan Erdoğan değil de Gül başbakan oldu?

2002 seçimleri öncesinde Recep Tayyip Erdoğan, siyasi yasak nedeniyle milletvekili adayı olamamıştı. AK Parti seçimi kazanmasına rağmen Erdoğan'ın başbakan olabilmesi için hukuki ve siyasi engellerin aşılması gerekiyordu. Bu geçiş döneminde Abdullah Gül başbakanlık görevini üstlendi. Erdoğan'ın siyasi yasağının kaldırılmasının ve Siirt'teki yenilenen seçimin ardından milletvekili seçilmesinin önünü açan süreçle birlikte başbakanlık görevi de değişti.

Bu nedenle Ecevit'ten sonra gelen başbakan sorusunun doğru cevabı Abdullah Gül'dür. Erdoğan ise onun ardından başbakan olmuştur.

Bu ayrım, tarihsel bir ayrıntıdan fazlasıdır. Gül'ün başbakanlığı, yeni iktidarın yönetimi devraldığı geçiş dönemini temsil ederken Erdoğan'ın başbakanlığı, AK Parti'nin siyasi programını daha uzun vadeli biçimde uyguladığı dönemin başlangıcını oluşturdu.

3. 2002 seçimleri: Sayılar bize ne anlatıyor?

Siyasi dönüşümün büyüklüğünü anlamak için seçim sonuçlarına bakalım.

Gösterge 2002 sonucu

Seçim tarihi 3 Kasım 2002

AK Parti oy oranı %34,28

CHP oy oranı %19,39

DSP oy oranı %1,22

Seçime katılım Yaklaşık %79

AK Parti'nin milletvekili sayısı 363

CHP'nin milletvekili sayısı 178

Kaynak: Anadolu Ajansı seçim arşivi ve TBMM'nin 22. Dönem seçimlerine ilişkin yayını. Farklı arşivlerde sandalye sayıları konusunda küçük farklılıklar görülebildiğinden, burada kullanılan oranlar Anadolu Ajansının seçim tablosuna dayanmaktadır. Anadolu Ajansı+1

Bu tablodaki en dikkat çekici nokta, AK Parti'nin oyların yaklaşık üçte birini almasına rağmen Meclis'te çok güçlü bir çoğunluk elde etmesidir.

Bunun temel nedenlerinden biri, Türkiye'de uygulanan yüzde 10 ülke seçim barajıydı. Birçok parti barajı aşamadığı için aldığı oylar parlamentoda temsil edilmelerine yetmedi. Böylece oyların Meclis'teki dağılımı, toplumdaki siyasi tercihlerin toplam dağılımından farklılaştı.

Örneğin DSP, MHP, ANAP ve DYP gibi daha önce hükûmet deneyimi yaşamış partilerin önemli ölçüde gerilemesi, eski siyasi düzenin ciddi bir meşruiyet kaybı yaşadığını gösteriyordu.

Buradan iki farklı sonuç çıkarılabilir.

Birincisi, seçmenlerin önemli bir bölümü yeni bir iktidara şans vermek istemişti. İkincisi ise parlamentodaki güçlü çoğunluk, AK Parti'nin toplumun tamamının aynı görüşü paylaştığı anlamına gelmiyordu.

Bence bu ayrım günümüzde de geçerliliğini koruyor: Bir partinin seçim kazanması, bütün toplumsal grupların beklentilerinin aynı olduğu anlamına gelmez. Seçim sonuçları siyasi yetkiyi belirler; ancak toplumsal deneyimlerin çeşitliliğini tek başına açıklamaz.
 
Üst