Dilek Hanifin babası kimdir ?

Bengu

New member
Dilek Hanif’in Babası Kimdir? Aile, Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Sosyal Yapılar Üzerine Bir Forum Tartışması

Dilek Hanif’in Babası Kimdir? Sorunun Ardındaki Hikâyeye Birlikte Bakmak

Bir insanın kim olduğunu sorarken çoğu zaman “Babası kim?”, “Annesi ne iş yapıyordu?”, “Hangi aileden geliyor?” gibi sorularla başlıyoruz. İlk bakışta bunlar yalnızca biyografik meraklar gibi görünebilir. Fakat biraz daha düşündüğümüzde, aile geçmişinin kişinin eğitimine, mesleğine, sosyal çevresine ve fırsatlara erişimine nasıl etki ettiğini de tartışmaya başladığımızı fark ediyoruz.

Dilek Hanif hakkında güvenilir biyografik kaynaklarda yer alan bilgiye göre babası, “Abrakadabra” sahne adıyla tanınan illüzyonist Lütfü Demirtok’tur. Hanif 1962’de İstanbul’da doğmuş, çocukluk yıllarında ailesinin tekstil işleriyle tanışmış ve daha sonra kendi markasını kurarak moda tasarımcılığı alanında ilerlemiştir. Kendi resmi biyografisinde de modaya ilgisinin küçük yaşlarda ailesinin tekstil işlerine yardım etmesiyle başladığı belirtilmektedir.

Burada benim açımdan önemli olan nokta, “ünlü bir babanın kızı olduğu için başarılı oldu” gibi basit bir sonuca atlamamak. Aynı şekilde “başarısını tamamen kendi emeğiyle elde etti, ailesinin hiçbir etkisi yoktu” demek de sosyal hayatın nasıl işlediğini fazlasıyla basitleştirir. Asıl ilginç mesele, bireysel emek ile sosyal koşulların birbirini nasıl etkilediğidir.

Not olarak kendi kişisel deneyimimi de açıkça belirteyim: Benim Dilek Hanif veya ailesiyle doğrudan kişisel bir deneyimim bulunmuyor. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmede kişisel tanıklık yerine Hanif’in kendi açıklamalarını, kurumsal kaynakları ve toplumsal cinsiyet araştırmalarını esas alıyorum. Bu ayrım, özellikle tanınmış kişiler hakkında konuşurken önemli; çünkü biyografik bilgiyle kişisel yorumun birbirine karıştırılmaması gerekiyor.

Lütfü Demirtok Kimdi?

Dilek Hanif’in babası olarak çeşitli biyografi kaynaklarında adı geçen Lütfü Demirtok, “Abrakadabra” adıyla tanınan bir illüzyonistti. Dilek Hanif’in babasının mesleği konusunda birden fazla biyografi kaynağı aynı bilgiyi veriyor. Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Gazete Kadıköy'de yayımlanan bir içerikte de Hanif’in babası “Abrakadabra adıyla ünlenen illüzyonist Lütfü Demirtok” olarak belirtiliyor.

Fakat Lütfü Demirtok’un kimliği üzerinden Dilek Hanif’in bütün kariyerini açıklamak mümkün değil. Hanif’in kendi anlatımlarında özellikle annesinin, erkek kardeşinin ve dayısının da tekstil alanıyla bağlantılı olduğu görülüyor. BUSİAD tarafından yayımlanan bir söyleşide Hanif, tekstille çocuk yaşta tanıştığını ve annesi, erkek kardeşi ve dayısının tekstille ilgili olduğunu anlatıyor. Ayrıca çocukken tekstil ortamının içinde bulunmasını kariyeri açısından önemli bir deneyim olarak değerlendiriyor.

Bu nedenle burada yalnızca “baba etkisi” yerine aile sermayesi kavramını düşünmek daha açıklayıcı olabilir.

Aile Sermayesi Başarıyı Nasıl Etkiler?

Sosyolojide ekonomik sermaye kadar sosyal ve kültürel sermaye de önemlidir. Bir ailenin çocuğuna yalnızca para bırakması gerekmez. Meslek bilgisi, çevre, bağlantılar, özgüven, kültürel alışkanlıklar, eğitim olanakları ve belirli sektörlerin nasıl işlediğine dair erken yaşta edinilen bilgiler de önemli avantajlar yaratabilir.

Dilek Hanif örneğinde tekstil dünyasıyla çocuk yaşta tanışmak bunun somut bir örneği olarak düşünülebilir. Bir çocuk daha küçük yaşta kumaşları, üretimi, atölye ortamını ve sektörün işleyişini görüyorsa, ileride bu alanı seçtiğinde sıfırdan başlamıyor olabilir. Bu durum onun emeğini değersizleştirmez. Tam tersine, bireysel çaba ile sosyal çevrenin nasıl birlikte çalıştığını gösterir.

Hanif’in markasını 1990’da kurduğu ve daha sonraki yıllarda couture alanında ilerlediği resmi biyografisinde belirtiliyor. 2002’de Aya İrini’de couture defilesi gerçekleştirdiği, 2004’te Paris’te couture koleksiyonu sunduğu da aynı biyografide yer alıyor.

Dolayısıyla burada iki uç görüşten de uzak durmak gerekiyor: “Her şey aile sayesinde oldu” demek de “Ailenin hiçbir önemi yoktu” demek de yeterli değil.

Toplumsal Cinsiyet: Kadın Olmak Kariyer Yolculuğunu Nasıl Değiştiriyor?

Bu konu Dilek Hanif’in kendi sözleri açısından özellikle ilginç. 2024 tarihli bir röportajında Hanif, farklı sektörlerde kadınların erkek egemen çalışma ortamlarında ilerlemek için daha fazla çaba göstermek zorunda kalabildiğini ve kadınlara yönelik önyargıların aşılması gereken önemli bir sorun olduğunu ifade ediyor. Aynı röportajda çocuklarının küçük olduğu dönemde iş, çocuklar, aile ve eş arasında denge kurmaya çalışırken kendisine ayıracak zamanının kalmadığını da anlatıyor.

Bence tartışılması gereken nokta tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Bir kadın profesyonel olarak başarılı olduğunda toplum çoğu zaman yalnızca “İşinde ne kadar başarılı?” diye sormuyor. “Çocuklarına yeterince zaman ayırıyor mu?”, “Eviyle ilgileniyor mu?”, “Eşi ne düşünüyor?”, “Nasıl anne?” gibi sorular da devreye giriyor.

Erkeklerde ise aynı toplumsal sorgulama çoğu durumda aynı yoğunlukta yaşanmıyor. Bu, bütün kadınların aynı deneyimi yaşadığı veya bütün erkeklerin aynı avantajlara sahip olduğu anlamına gelmez. Yaş, gelir, eğitim, medeni durum, yaşanılan bölge ve aile yapısı deneyimleri ciddi biçimde değiştirebilir.

Ancak Türkiye'ye ilişkin güncel veriler toplumsal cinsiyet boyutunun yapısal olduğunu gösteriyor. ILO’nun Türkiye’ye ilişkin güncel Care@Work verilerine göre kadınların istihdam oranı yüzde 31,3 iken erkeklerde bu oran yüzde 65,7. Kadınlar erkeklere kıyasla ücretsiz bakım işlerine 4,6 kat daha fazla zaman ayırıyor.

UN Women verileri de kadınların ücretsiz bakım ve ev işlerine ayırdığı zamanın erkeklerden çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Türkiye'de 15 yaş üzerindeki kadınlar zamanlarının yüzde 19,2'sini ücretsiz bakım ve ev işlerine ayırırken erkeklerde bu oran yüzde 3,7 olarak veriliyor.

Bu rakamları Dilek Hanif’in kişisel hayatına doğrudan uygulamak doğru olmaz. Fakat Hanif’in kendi deneyiminde dile getirdiği “kendime ayırabileceğim zamanın kalmaması” meselesinin neden yalnızca bireysel bir problem olmadığını anlamamıza yardımcı oluyor.

Kadınların Deneyimini Dinlemek, Erkekleri Suçlamakla Aynı Şey Değil

Toplumsal cinsiyet tartışmalarında bazen gereksiz bir kutuplaşma oluşuyor. Kadınların yaşadığı yapısal sorunlardan bahsedildiğinde bütün erkekler sorumlu tutuluyormuş gibi bir algı ortaya çıkabiliyor. Oysa toplumsal yapı ile bireysel niyet birbirinden farklı şeylerdir.

Bir erkek ev işlerini eşit biçimde paylaşabilir, çocuk bakımına aktif şekilde katılabilir ve işyerinde kadın çalışanların karşılaştığı sorunları azaltmak için çözüm üretebilir. Aynı zamanda sistemin genelinde kadınların daha fazla ücretsiz bakım yükü taşıdığı gerçeği de varlığını sürdürebilir.

Bu yüzden erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı önemli olabilir: bakım sorumluluğunu gerçekten paylaşmak, kadın meslektaşların fikirlerini görünür kılmak, işe alım ve terfi süreçlerinde nesnel ölçütleri desteklemek, işyerinde ayrımcılığa karşı açık politikalar oluşturmak ve “ev işi kadın işidir” anlayışını gündelik hayatta sorgulamak.

Burada erkekleri tek bir kategori olarak görmek de doğru olmaz. Düşük gelirli bir erkek ile yüksek gelirli bir erkek aynı ekonomik imkânlara sahip değildir. Bir göçmen erkek, engelli bir erkek, kırsal bölgede yaşayan bir erkek veya bakım sorumluluğu yüksek bir erkek farklı engellerle karşılaşabilir. Aynı şekilde üst gelir grubundan bir kadın ile düşük gelirli bir kadın da kariyer ve bakım konusunda aynı seçeneklere sahip değildir.
 
Üst