Engelli rampası zorunlu mu ?

Yaren

New member
Bununla birlikte, erkeklerle ilişkilendirilen geleneksel toplumsal rollerin etkisi tartışılmaya değerdir. Erkeklerden sorunları çözmeleri, ekonomik sorumluluk üstlenmeleri ve pratik sonuçlara odaklanmaları beklenebilir. Bu beklentiler, erişilebilirlik konusunda somut adımlar atılmasını destekleyebilir. Örneğin bir inşaat mühendisi, bina yöneticisi veya belediye çalışanı, rampanın uygun eğimde yapılması, maliyetinin planlanması ve denetlenmesi için teknik çözümler geliştirebilir.

Ancak yalnızca teknik çözümlere odaklanmak yeterli değildir. Bir binaya rampa yapılmasının önündeki engel bazen mühendislik bilgisi eksikliği değil, engelli bireylerin ihtiyaçlarının karar alma süreçlerinde dikkate alınmamasıdır. Bütçe hazırlanırken erişilebilirliğin ertelenmesi, engelli kişilerin toplantılara davet edilmemesi veya bir düzenlemenin yalnızca kâğıt üzerinde tamamlanmış kabul edilmesi, teknik olmaktan çok yönetsel ve toplumsal sorunlardır.

Çözüm odaklı yaklaşımın güçlü yanı, sorumlulukları somutlaştırabilmesidir. Hangi düzenleme yapılacak, kim uygulayacak, hangi kaynak kullanılacak ve sonuç nasıl denetlenecek? Bu soruların cevaplanması gerekir. Ancak çözümün başarılı olması için sorunun doğrudan muhataplarının deneyimleri de dinlenmelidir.

Örneğin bir belediye, yeni bir kamusal bina tasarlarken yalnızca mimarlardan ve yüklenicilerden görüş almak yerine tekerlekli sandalye kullanıcılarını, görme veya işitme engelli bireyleri, yaşlıları ve bakım verenleri de tasarım sürecine katabilir. Böylece kararlar, yalnızca teknik varsayımlara değil, gerçek yaşam deneyimlerine de dayanır.

Kadınların yapısal eşitsizlikleri görünür kılabilen deneyimleri ile erkeklerin teknik veya kurumsal çözüm geliştirme deneyimlerini karşı karşıya koymak yerine bir araya getirmek daha anlamlıdır. Üstelik bu katkılar cinsiyetle sınırlı değildir: Pek çok erkek bakım emeği ve ayrımcılık üzerine derinlemesine düşünebilir; pek çok kadın da mühendislik, mevzuat ve bütçe planlamasında uzmanlaşabilir.

Asıl soru, kimin hangi cinsiyetten olduğu değil, kimin karar verebildiği, kimin dinlendiği ve kimin sorumluluk üstlendiğidir.

5. Irk, Etnik Köken ve Göçmenlik: Erişilebilirliğin Herkes İçin Aynı Olmaması

Erişilebilirlik tartışmalarında ırk ve etnik köken konusu, Türkiye'de de uluslararası ölçekte de göz ardı edilmemelidir. Ancak bu konuda dikkatli olmak gerekir: Her etnik grubun erişilebilirlik deneyiminin aynı olduğunu veya belirli bir grubun mutlaka daha fazla engelle karşılaştığını varsaymak doğru değildir. Bunun yerine, ayrımcılığın ve kaynaklara erişimdeki farklılıkların fiziksel çevreyle nasıl birleşebildiğini incelemek gerekir.

Örneğin başka bir ülkeden Türkiye'ye gelmiş, düşük gelirli bir hanede yaşayan ve engelli bir çocuğa bakım veren bir aile düşünelim. Bu ailenin karşılaştığı sorun yalnızca okulun girişinde rampa bulunmaması olmayabilir. Ailenin yaşadığı bölgede erişilebilir toplu taşıma yetersiz olabilir; sağlık hizmetlerine ulaşmak pahalı olabilir; dil engeli nedeniyle hakları ve başvuru yollarını öğrenmek zorlaşabilir. Ayrımcılık deneyimi de kurumlarla iletişim kurmayı güçleştirebilir.

Bu örnekte sorunların tamamını etnik kökene bağlamak doğru olmaz. Ancak ekonomik durum, göçmenlik, dil, engellilik ve yaşanılan bölge gibi etkenler birbirini güçlendirebilir. Sosyal bilimlerde bu tür kesişen eşitsizlikleri anlamak için kullanılan kavramlardan biri kesişimselliktir.

Hukukçu Kimberlé Crenshaw tarafından 1989 yılında geliştirilerek sistematik biçimde ortaya konan kesişimsellik yaklaşımı, farklı ayrımcılık biçimlerinin birbirinden bağımsız değil, kimi durumlarda birbiriyle bağlantılı olarak yaşanabileceğini açıklar. Bu yaklaşım, engelli bir kadının deneyimini yalnızca kadınlık veya yalnızca engellilik üzerinden değerlendirmenin neden eksik kalabileceğini anlamaya yardımcı olur.

Örneğin düşük gelirli, göçmen bir engelli kadın için erişilemeyen bir bina; yalnızca fiziksel bir engel değil, ekonomik kaynaklara ve sosyal destek ağlarına erişim sorunlarının da bir parçası olabilir. Başka bir kadın aynı fiziksel engelle karşılaştığında daha fazla maddi kaynağa, özel ulaşım olanağına veya kurumsal desteğe sahip olabilir. Dolayısıyla benzer bir mimari sorun, farklı insanların yaşamında aynı sonuçları doğurmayabilir.

Burada ırk kavramını Türkiye'nin toplumsal ve hukuki bağlamından koparmamak gerekir. Etnik köken, dil, göçmenlik statüsü ve ırksallaştırma deneyimleri farklı olgulardır; her biri kendi koşullarında değerlendirilmelidir. Önemli olan, erişilebilirlik politikalarının yalnızca ortalama bir kullanıcıyı varsaymaması ve farklı grupların karşılaşabileceği engelleri araştırmasıdır.

Belediyeler, kamu kurumları ve hizmet sağlayıcılar şu soruları sormalıdır: Erişilebilirlik hizmetleri hangi mahallelerde eksik? Hangi gruplar bu hizmetlerden daha az yararlanabiliyor? Başvuru süreçleri herkes için anlaşılır mı? Engelli göçmenler ve farklı dil gruplarından bireyler, haklarını öğrenmek ve kullanmak için yeterli bilgiye ulaşabiliyor mu?

Eşitlik, herkese aynı duyuruyu yapmakla bitmez. İnsanların o duyuruya ulaşabilmesini, anlayabilmesini ve hakkını kullanabilmesini de gerektirir.

6. Sınıfsal Eşitsizlik: Rampanın Maliyeti Kimin Omuzlarında?

Engelli rampası tartışmalarında en sık dile getirilen itirazlardan biri maliyettir. Özellikle küçük işletmeler, eski binaların yöneticileri veya sınırlı bütçeyle çalışan kurumlar, fiziksel düzenlemelerin pahalı olabileceğini savunabilir. Bu kaygıyı baştan değersiz saymak gerçekçi değildir. Eski bir binanın girişini yeniden düzenlemek, taşıyıcı sistemleri değiştirmek veya uygun bir erişilebilir güzergâh oluşturmak gerçekten teknik ve mali açıdan zorlayıcı olabilir.

Fakat maliyet tartışmasının yalnızca düzenlemeyi yapacak kişinin bütçesi üzerinden yürütülmesi de eksiktir. Rampanın yapılmamasının maliyetini kim ödüyor?

Düşük gelirli bir engelli birey, erişilemeyen bir binaya ulaşabilmek için özel araç kiralamak veya ücretli yardım almak zorunda kalabilir. Bir kamu hizmetine erişemediği için başka bir kuruma gitmesi gerekebilir. İş yerine ulaşamadığında gelir kaybı yaşayabilir. Ailesinden birinin kendisine eşlik etmesi gerekiyorsa o kişinin çalışma saatleri ve bakım sorumlulukları da etkilenebilir.

Böylece erişilebilirlik düzenlemesinin yapılmamasından kaynaklanan maliyet ortadan kalkmaz; yalnızca başka kişilerin omuzlarına aktarılır. Üstelik bu maliyetler çoğu zaman resmî bütçelerde görünmez.

Sınıfsal eşitsizlik, engelli bireylerin aynı fiziksel engelle karşılaştıklarında neden farklı seçeneklere sahip olduklarını da açıklar. Maddi imkânları geniş bir kişi erişilebilir olmayan bir binaya ulaşmak için alternatif ulaşım kullanabilir. Geliri sınırlı bir kişi ise randevusunu iptal etmek veya o hizmetten vazgeçmek zorunda kalabilir. Bir başkası aile desteği sayesinde günlük yaşamını sürdürebilirken yalnız yaşayan biri aynı desteğe sahip olmayabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da ev sahipleri ile kiracıların durumudur. Kiracı, yaşadığı binanın girişine rampa yapılmasını isteyebilir ancak mülk sahibiyle anlaşmazlık yaşayabilir. Apartman yönetimi ortak alan düzenlemesini erteleyebilir. Küçük bir işletme, erişilebilirlik için yatırım yapmak isterken finansmana ulaşmakta zorlanabilir. Bu örneklerde çözüm, yalnızca bireylere sorumluluk yüklemekle sağlanamaz; mevzuatın uygulanması, teknik danışmanlık, uygun finansman ve denetim de önem taşır.

Bir rampanın maliyetini değerlendirirken kısa vadeli harcamayla uzun vadeli toplumsal faydayı birbirinden ayırmamak gerekir. Erişilebilir tasarım, yalnızca engelli bireylere değil, geçici sakatlık yaşayanlara, yaşlılara, bebek arabası kullananlara ve ağır eşya taşıyanlara da yarar sağlayabilir. Ancak bu ortak yarar, engelli kişilerin erişim hakkını yalnızca başkalarına da fayda sağladığı için savunmamız gerektiği anlamına gelmez. Erişilebilirlik, öncelikle eşit katılım ve insan hakları meselesidir.

Peki, bir binanın sahibi için pahalı bulunan bir düzenlemenin yapılmaması nedeniyle yıllarca hizmet alamayan bir kişinin kaybı nasıl hesaplanmalı? Toplumsal maliyet yalnızca yapılan harcamadan mı ibarettir, yoksa kaybedilen eğitim, gelir, bağımsızlık ve sosyal ilişkiler de hesaba katılmalı mıdır?

7. Engelli Rampası Yapmak Neden Tek Başına Yeterli Değil?

Bir binanın girişine rampa yapılması önemli bir adımdır; ancak erişilebilirliği yalnızca rampanın varlığıyla ölçmek, sorunu eksik değerlendirmek anlamına gelir.

Örneğin rampanın eğimi çok dikse tekerlekli sandalye kullanan kişi tek başına çıkamayabilir. Rampanın sonunda ağır bir kapı varsa giriş yine zorlaşabilir. Girişe park edilen araçlar geçişi engelliyorsa düzenleme işlevini kaybeder. Bina içerisinde asansör bulunmaması, katlara erişimi imkânsız hâle getirebilir. Görme engelli bireyler açısından yönlendirme ve dokunsal yüzeylerin eksikliği, işitme engelli bireyler açısından ise bilgilendirme sistemlerinin yetersizliği başka engeller oluşturabilir.

Bu nedenle erişilebilirlik, birbirini tamamlayan düzenlemelerden oluşmalıdır. Yapının girişinden hizmetin alındığı noktaya kadar kesintisiz bir erişilebilir güzergâh sağlanmalıdır.

Ayrıca erişilebilirlik, yalnızca engelli bireylerin günlük yaşamını kolaylaştırmak için sonradan eklenen bir özellik olarak düşünülmemelidir. Yeni binalar tasarlanırken farklı kullanıcıların ihtiyaçlarının en baştan dikkate alınması, sonradan değişiklik yapma ihtiyacını azaltabilir. Evrensel tasarım yaklaşımı da ürünlerin, çevrelerin ve hizmetlerin mümkün olduğunca çok kişi tarafından kullanılabilir olmasını hedefler.
 
Üst